| Ana Sayfa > > ÖZNE |
 |
| ÖZNE |
|
 |
 |
02/11/2011 - 11:23 |
|
 |
|
|
 |
 |
0 Yorum |
|
 |
 |
342 Okunma |
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
|
|
|
| Diğer Yazıları |
 |
|
 |
|
|
|
Devinen dünyanın içsel spazmlarında kendini bulmak üzerine üstün meziyetli bir talihim olduğunu iddia edebilirim. İş bu varoluş üzerine hayatımın mesaisinde kendimi yitirmiş olmamı, henüz kemale erememiş olmama da bağlayabilirim. Ki bunca mümkünler arasında seçenek sunulmaksızın yaşadığım hayatın, nereye çekilirse oraya yönelen hâlini de tamamen gençliğime yormakta sonsuzcasına hürüm. Hürriyetin bir düzlemde meşruiyet bulduğu şu vakitlerde gençliğin kendi içinde çalkalanan denizinden, kimsenin kimseyi böylesine boca edemediği ruh dünyalarının ve bunca iç içe geçmiş âlemler içinden sıyrılarak, perde perde yeni hülyalara kendimi savuruyor olmamın da bütün zanlarımla arkasındayım ki; gençlikten başka bir izahı olamaz. Beni böylesine gaflet, delâlet ve belki hatta kendime ihanet noktasına savuran, mazeretlerinde tutarlı, sonuçlarında pişman ve muhakemesinde hep tutuklu ruhum, beni kınına bilenen bir kılıç gibi öfkeye gark ediyor. Bilinir bilinmez zamanlar içerisinde yegâne ve bu yegâneliğine karşın muhakkak bigâne hissiyatın adını kendimden içre bir yerlerde aramaya ve mümkünse de bulmaya her ne kadar çalışsam da bu konuda bir muvaffakiyete nail olabileceğimi yaşım gereğince düşünemiyorum. Bu sizler tarafından bilinmez fakat yine de söylemekte fayda olduğunu düşünüyorum. Büyük bir göz yanılgısıyla dünyaca elzem farz edilen miftahların birer mihman olup başka evlerde ikamet ettiği zamanlardayız sanki. Bu gözlere çekilen perde bitmez bir yanılgının durak tanımaz lokomotifi gibi hayatımızın bütün kompartımanlarını ardı sıra sürüklüyor gibi. Kendimi yaşamaya koy verdiğim günlerden beri –ki o günleri yeniden bulmak isterim- hâlâ ve henüz kendime rastlamış değilim. Bu kaybın arkasında yatan bilinç yanılgısını temellendiren gençliğimin bir an evvel aklıselim günlere beni taşımasını, bu taşınma sonucunda aklımın devşirilerek yaşam konusunda ehil kılınmasını zamandan temenni ediyorum. Ehlileştirilen dünyaya münasip bir yaratılmış olmak için farz kıvamındaki bu gerekliliği bir an evvel temin ederek bu noksanlığın önüne geçmek, olmazsa olmazı temin etmek istiyorum. Hey hat! Ne mümkün ki vakti gelmeden yaprak dalından düşsün… Kime sorsam yaşamayı, herkeslerce, herkeslere göre bir tarifi vardır yine o herkeslerin zihinlerinde. Ben henüz kendi hayatıma paralel bir doğru çizememiş iken herhangi bir yad elin tutturmuş olduğu türküde nasıl kendimi bulayım? Aklımı bu denli kurcalayan varoluş sancıları sonucunda katlanılmaz bir şekilde artıp eksilmeyen yaşamak macerasının içinde kendimi bulmayı bir define bulmaya yeğleyebileceğimi bilmenizi isterim. Bir eski zaman beyzadesi olarak karşınıza çıktığım şu günün takviminde tarih henüz ehemmiyetli mevzuların cereyan ettiği zamanlara tekabül etmemektedir. Ve bunca zaman sonra günümüz dünyasında ve çok küçük içinde yer bulan hâliyle mahallemizde, yüz kadar sene geçmiş olma ihtimali var iken, o ahşap binanın camına yakın masasında yazısının yazan bu adamın cümleleri, bilgi ve bilişim çağının göbeğinde yatağında bu yazıyı tekrar kaleme alan adamın cümlelerinden farklı değildir. Hayat bir yaşamak macerası ise, bu maceranın çekilmezliği; öz ve özün önceliği sorunsalının, nedenselliğin kısırlaştırıldığı dünyada “özne” olmanın acısı, sancısı ve yabancılığıdır.
|
 |
|
 |
02/11/2011 - 11:23 |
|
 |
|
|
 |
 |
0 Yorum |
|
 |
 |
342 Okunma |
|
 |
|
|
 |
|
|
 |
|
|
|
|
 |
| YORUM YAZ |
|
|
|
 |
|